Günlerden Cumartesi. Hava güzel ve muhtemelen İstanbul'da yoğun bir gün olacak. Çoğumuz genciz. Gezmek, tozmak bir yana dursun biz sevdamızın peşinden gitmeyi tercih ederek sabah saat 10.00'da her zaman ki kalkış noktamız olan Kadıköy Eski Salı Pazarı'nda toplandık. Son 2 haftada alınan mağlubiyetler otobüslerin kalkış saatine kadar "acaba bugünde kaybeder miyiz?" muhabbetinin sıkça yapılmasına neden olsada "sevdamıza kimse engel olamazdı" ve bu sevgi alınacak olan 2-3 mağlubiyetle asla yıkılamazdı. Sevgi her zaman renklereydi tabii ki..
Sefa abimizinde kalkış noktasına gelişiyle birlikte yavaş yavaş toparlanma ve hareket vaziyetine geçen tribün çocukları yavaş yavaş otobüslere binmeye başladılar. GFB olarak 5 otobüstük ve bizim dışımızda diğer tribün gruplarımızda 1'er, 2'şer otobüsle yola koyulmaya hazırlardı. Eskişehir tarih boyunca yaşanan olaylarıyla her tribün çocuğunun görmek istediği bir deplasman olmuştur fakat biz sadece aşkımızı anlatmak amacıyla çalışan kontaklarla birlikte "Bismillah" diyerek çıktık yola..
Otobüste önlü, arkalı yükselen besteler, makaralar, hoş muhabbetler yaklaşık 4 saat süren bir yolculukla yerini biraz daha heyecana bıraktı. Kimimiz Emniyet kontrol noktası 1 km kala zaman geçirecek bir mekanda durdu. Kimimizde şehire giriş yapmadan yol üzerindeki çeşitli dinlenme tesislerinde. Maçın başlamasına yaklaşık 2,5-3 saat kala emniyet kontrol noktasında buluştuk.
Otobüsler boşaltıldı, didik didik arandı ve sonuç tertemiz.. Palermo'da futbolcusuna silah sıkan, Yunanistan'da rakip takım kalecisini yine silahla yaralayan ve Avusturya'da sahaya atlayan taraftarlarla hiç alakamız yoktu. Herhalde 1-2 kesici alet çıksaydı bugün Türkiye bizi konuşurdu ve yine gündem bizimle değişirdi. Çok şükür değişti o kafalar. Bu düzeni ve zihniyeti değiştiren Sefa ağabeyimizden Allah razı olsun..
Sağolsun Eskişehir emniyeti çok anlayışlıydı ve bizimle son derece medeni bir şekilde ilgilendiler. İstanbul'dan gelen gözlemci polis ekibide yine aynı şekilde yapıcı ve ilgiliydi. Kendilerine bu vesileyle bir kez daha teşekkür ediyoruz.
Birde Eskişehirspor yönetimi keşke İstanbul'dan gelen ve bilet alma sorunu olan taraftar için arama noktasına bir gişe getirsede polisler tarafından bileti olmayan stadın oraya gelemez diye uyarılmasak. Derdimizi anlatana kadar zaman kaybı yaşıyoruz ama oraya bir gişe getirilmesi tamamen Eskişehirspor kulübünün menfaatine olacaktır..
Bu sene geçen sene ki gibi otobüsler topluca değilde parçalı olarak yollanıyordu. Arama noktasında işi biteni polisler eskort eşliğinde stadyuma doğru yolluyordu. Herhalde güvenlik nedeniyle biraz dolaştırıldık ve sağdan, soldan, balkonlardan, pencerelerden, v.s yapılan tahriklere kapılmadan soluğu stadyumda aldık. Otobüsler geldikçe bizlere ayrılan yolda adım atacak yer kalmıyordu neredeyse.. Yönetim kurulu otobüsü bile taraftar otobüslerinin trafiği yüzünden 5-10 dakika beklemek zorunda kaldı..
50 liralık biletler ceplerimizi yaksada Fenerbahçe'yi desteklemenin değeri bizim için paha biçilemezdi ama 50 TL'ye bilet satan bir kulüpte biraz parasına kıyarak, portatif bir tribün yerine daha modern bir tribün yapmak zorundadır çünkü bizim stadımızda 50 TL olan kale arkası (maç günleri stad gişesinde 50 TL) çok daha modern vaziyettedir..
Pankartlarımız asıldı, davullar tamam ve maç öncesi ses kontrol amacıyla Eskişehir semalarını inleten Fenerbahçe tezahüratları bugün pek fena bir tribün olmayacağının habercisi gibiydi. Nitekim öyle oldu. Geçen senenin favori melodisiyle söylenen "şampiyonluk için, saldır Fenerbahçe" tezahüratı portatif tribünün sallanmasına ve zıplama etkisiyle kırılan koltuk seslerinin çıkmasına neden oluyordu.
Maç öncesi tribüne çağırdığımız ve bazı mesajlar verdiğimiz (sahada basmadık yer bırakmayın, v.s gibi) takımımız yine ruhundan yoksun gelmişti, Eskişehir'e..
Hakem hataları? Var, tabii ki. Olmaz mı? ama hakem hatalarından daha önemli şeylerde olduğu kesin. Son 3 haftadır hem takımda, hem de hakemlerde bi' arıza var ama tamircisi kim olacak? Bunuda hep beraber göreceğiz inşallah.
Kale arkası maçın en kötü izlenebileceği noktadır şüphesiz. O yüzden maçı izlemeyi bi' kenara bırakarak, var gücümüzle sahada parasının hakkını vermeye çalışan (!) futbolcularımızı motive etmeye çalışıyorduk. Önümüzde asılı olan "Aşkımızı Anlatmaya Geldik" yazılı pankartımız zaten her şeyi anlatıyordu..
İlk yarı ligde 3 haftadır süre gelen gol atamama sorunumuzu yine değiştirmedi ve ikinci yarıya devre arasında içilen kahvelerin, suların ve sigaraların etkisiyle biraz daha sağlam girmiştik. İkinci yarının başında yine ilk yarıda olduğu gibi "Fenerbahçe buraya" dedik ama gelmek zor geliyordu. Az yaklaştılar ve el salladılar. Bi' türlü kenetlenemiyoruz acaba bundan dolayı mı her şey? Santrayla birlikte "Sen çok yaşa" derken filmi yine ilk yarıda ki "şampiyonluk için, saldır Fenerbahçe" tezahüratına sardık. Beste geçen sene çıkmasına rağmen daha önce hiç bu kadar keyif vermemişti.. Bu coşku sonucu ortaya çıkan azimle istem dışı kırılan çin malı olduğuna kanaat getirdiğimiz koltuklar 62. dakikada biraz rahatlar gibi olmuştu ama bu rahatlık pek uzun sürmedi ve kaldığımız yerden desteğimize sanki hiç gol yememişiz gibi devam ettik. Eskişehir tribünlerinin sustuğu anlar oldu ama biz hep devam ettik desteğe. Yenen 2. golün ardından "senin sevginle geldik, bu şerefsiz dünyaya" uzun bir aradan sonra tribünlere yeniden merhaba demişti. Keyif alamıyorduk söylerken ama söylemememiz için hiçbir engel yoktu..
Oyuncu değişikleride pek etkilememişti takımı. Emre 2. yarının başında alınsaydı keşke. Nedir bu 70 takıntısı? Biraz daha acele etmek lazım.. Kadroda sağlam bir revizyon yapmak lazım artık..
Yine mi 3? derken Lugano çıkıyor sahneye.. Teselli edecek bir gol değil ama en azından 1 puan için tatlı bir umut veriyordu. Puan vermesede en azından Luganomuz var dedirtmişti bir çoğumuza.. Golde öyle bir zamanda geldi ki tüm tribün ısrarla haykırıyordu; "Her zaman , her yerde en büyük FENER" diye..
Mücadele, hırs, azim, v.s. Ne zaman göreceğiz? Bunun cevabını aldığımızda Gs ile 10, Bjk ile 15 puan fark olacaktır çünkü Fenerbahçe bu değil, olamaz, olmamalıdır..
Geçen gün arşivleri karıştırırken gözüme ilginç bi' foto çarptı. O zaman çok normal ama şimdilerde bakıldığında çok ilginç olacak nitelikte bir foto. Yağan kar nedeniyle idman iptal oluyor ve buz kesilen havadan korunmak için Dereağzı Tesisleri'nde yanan sobanın başında Rıdvan ile Aykut'un ellerini soba borusuna tutunarak ısınmaya çalıştığı bir foto. Fotonun altında "Soba başı sohbeti" yazıyor. O sıcak sohbetler, samimiyet kısacası kaybolan ruhumuz tekrar geri dönmeli ve Fenerbahçe hak ettiği yerlere gelmelidir. Aksi taktirde deplasman otobüsü yazılarını böyle sitemli, tribünlerde yükselen tezahüratlar "acı, hasret şarkısı" niteliğinde olacaktır. Bu sene son olması dileğiyle.. Trabzon'da görüşmek üzere İnşAllah..
