|
Trabzon.. Karadeniz'in güzel ama Fenerbahçe'den tahrik olan ilginç ili. Denizi, yaylaları ve kendine özgü yemekleriyle herkesin gidip, görmesi gereken yere biz Fenerbahçe için gittik yıllarca. Hep otobüslerle gittik Trabzon'a. Şehir girişinden itibaren başlayan anlamsız düşmanlık stadyuma kadar sürdü. Maç sonrası yaşananlarda cabasıydı. Son yıllarda ikinci yarıyı görmediğimiz, 20. dakikada stada girdiğimiz ve şehir girişinden emniyet kararıyla içeri sokulmadığımız deplasman anılarımız oldu Trabzon'da. Bu sefer birde havadan gidelim dedik Trabzon'a. GFB ve diğer tribün gruplarımızla birlikte çeşitli hava yolu şirketlerinden tedarik ettiğimiz biletlerle İstanbul'dan hatırı sayılır bir kalabalıkla (çoğunu üyelerimizin oluşturduğu) Trabzon'a doğru hareket etmek için Pazar öğlen saatlerinde Sabiha Gökçen Havalimanı'nda toplandık. Sabah 06.00'da başlayan Trabzon seferimiz rötar yapan uçakla birlikte saat 17.00'a kadar sürmüştü. Kısacası Trabzon havalimanı gün boyunca sarı lacivert renklere aşina olmuştu.
Ayrıca otobüslerle münferit ve çeşitli gruplar halinde arkadaşlarımızda Trabzon'a gelmişlerdi.
Güzel bir kalkışın, sessiz ve sakin bir yolculuğun fakat değişik bir inişin ardından Trabzon'a "merhaba" dedik. Uçaktan iner, inmez yükselen Fenerbahçe sesleri havalimanında bulunan 3-5 Trabzon yerlisinin tahrik olması için yeterliydi. Üstelik bu kişilerde limanda çalışan görevlilerdi =) Trabzon Emniyeti bizleri havalimanında karşıladı ve burada yaklaşık 2 saat kadar bekledik. Sabah gelen arkadaşlarımızında havalimanına gelmesiyle birlikte yavaş yavaş toparlanıyorduk. Bu zaman zarfı içerisinde herkes çeşitli ihtiyaçlarını giderirken, Trabzon Emniyeti tarafından tahsis edilen otobüsler yolcu kapasitesinin çok üstünde yolcu alarak dolmuştu. Bunun dışında çevre illerden gelecek üyelerimiz ve İstanbul'dan inecek 1 uçak daha vardı. Sağolsun emniyet elinden geldiğince yardımcı olmaya ve bizi hoş tutmaya çalıştı fakat önce Polis Evi'nde misafir edeceğiz diyerek birden stadyuma götürmeleri ilginçti doğrusu. Saat 17.30 sularında stadyum önüne geldik ama daha önce hiç bu kadar sorunsuz gelmemiştik. İçeriye giriş heyecanı, önce pankartlar ve eksik biletlerin tamamlanmasıydı derken saat 18.30'u gösterdiğinde GFB olarak komple içerideydik. Başta İstanbul olmak üzere Doğu Karadeniz GFB bünyesinde faaliyet gösteren illerimiz, Kocaeli, Ankara hatta GFB Europe'den bile kardeşlerimiz vardı. 50 TL'lik bilet fiyatı bizleri pek şaşırtmamıştı. Fenerbahçe'yi takip etmenin bu ekonomik şartlarda ne zor olduğunu bir kez daha anladık. İçeriye girdiğimizde adeta bir kafes içerisinde bulduk kendimizi. Daha önce yaşanan olayların vermiş olduğu tecrübe ile yağan taşlara ve çeşitli cisimlere engel olmak amacıyla alınan bu önlem üstte duran pet şişe ve benzeri maddelerden anlaşıldığı kadarıyla iyi düşünülmüştü. Genç Fenerbahçeliler pankartının yanı sıra "Aşkımızı Anlatmaya Geldik" pankartı deplasman yapmaktaki amacımızı anlatıyordu.. Hemen yanımızda yer alan Trabzon halkının bizlere sanki uzaylı görmüşlercesine bakışları, laf atmaları ve birde anlam veremediğimiz şekilde cep telefonlarında bulunan kamera sistemini kullanarak anlam veremediğimiz şekilde fotolarımızı çekmeleri aramızda gülüşmelere sebep oluyordu =)
İşte bu gülüşmeler devam ederken sahanın ortasında bir grup takım elbiseli insan duruyordu. Trabzon taraftarından herhangi bir tepki çıkmayınca acaba başkaları mı derken gözlerimiz Semih'i, Gökhan Gönül'ü ve Emre'yi kesti ve hemen ardından başlayan "Fenerbahçe buraya" sesleri Trabzon tribünlerinin tahrik olması için yeterli derecedeydi..
Takımımızı bağrımıza bastıktan sonra lodosla mücadelemiz başlıyordu. Trabzon'da ılık ama bazı bazı sert esen rüzgar baş ağrısına sebebiyet verecek nitelikteydi. Takımımız ısınmak için sahaya çıktığında bir kez daha coşan tribünlerimiz maç saatine kadar susarak maç içerisinde takıma destek olmak için kendini saklıyordu. Bu süreç içerisinde Trabzon tribünlerinin tahriklere ve basit sloganlarına kapılmayarak kendilerine gülerek karşılık verdik.
Bu maçı alırsak lider, kaybedersek 4. olarak ilk yarıyı tamamlayacaktık. Futbolcularımız ısınmak için sahaya çıktıklarında biz bu maçı alacağız der gibiydiler. Okunan İstiklal Marşı ve ardından "Şehitler ölmez, vatan bölünmez" sloganının ardından başlama düdüğüyle birlikte var gücümüzle takımımıza destek oluyorduk fakat rüzgar hem sahadaki futbolcularımızı, hem de tribünde takımına destek olan bizlerden yana değildi. İlk yarı boyunca karşılıklı ataklar vardı. Güiza öyle bir gol kaçırdı ki adeta çıldırdık. İlk yarı aradığımız golü bir türlü bulamadık. Devre arasında çay, su, v.s içeriz derken büfede herhangi bir sıvı gıda olmadığını duyunca Trabzon'a çay verildiği aklımıza geldi ve yine çıldırdık =) Maç öncesi satılan sular bitmişti. Herhalde bizi başka takım taraftarlarıyla karıştırdılar. 50 kişi gelen bir takımın taraftarına su yok dersin ama 500 kişi gelen bir takımın taraftarına su yok demen doğru olmaz..
İkinci yarının başlama düdüğüyle birlikte "sen çok yaşa" tezahüratı Trabzon'u inletirken bu güzel tribüne 61'e 5 kala Alex'in akıl dolu pasıyla topla buluşan Güiza yanıt veriyordu adeta. Güiza golü attıktan sonra deplasman tribününün önüne gelerek ok yapması tüm Trabzon'u çıldırtacak bir hareket olsada yapmasını beklerdik doğrusu =)
Golden sonra artan tezahüratlarımız, görsel şovlarımız derken telefonlarımıza gelen kısa mesajlarla Trabzon'u inlettiğimizin farkına varıyorduk. Harika bir tribün vardı Trabzon'da. Gelen memnun, gelmeyen arayarak pişman olduğunu söylüyordu.
"Her zaman, her yerde en büyük Fener" ve "Burası Kadıköy Buradan Çıkış Yok" sloganları ekranları başındaki Fenerbahçeli arkadaşlarımızı adeta mest etmişti.
Trabzon taraftarının yıllardır devam eden rahatsızlığı yine nüks etmişti. Hazımsızlık.. Bizim yönetim bir daha ki sefere kesinlikle çay yerine soda ikram etmeli.. Belki o zaman iyileşirler..
Maç sonu klasik bekletilme olayı bu sefer yaklaşık 2 saat sürdü. Daha sonra sorunsuz bir şekilde stadyumdan ayrıldık ve bizlere ayrılan araçlarla birlikte havalimanına doğru hareket ettik. Yol boyunca 2-3 taş dışında herhangi bir sorun yaşamadık. Trabzon Emniyeti bu sefer görevini çok iyi yapmıştı. Daha önceki yıllarda gözlemlediğimiz Fenerbahçe düşmanlığından eser yoktu kendilerinde..
Sabah kalkacak uçağa saatler vardı. Kimimiz eş dost evine, kimimiz bir otele giderek vakit geçirmeye başladık. 3 puan ve liderliğin vermiş olduğu huzur, yapılan güzel tribünün moraliyle çekildik dinlenmeye ve sabah kalkan uçakla birlikte tekrar döndük İstanbul'a. 2009'un son deplasmanı bizim için çok iyi geçti. 2010'da görüşmek üzere..
|